Biyografi ve Ansiklopedi Sitesine Hoş geldiniz, 14 Kasım 2018
Beğen 0

Biyografi

Biyografi

Biyografi, Biyografi Nedir, Biyografi Hakkında Bilgi, Biyografi Türü ve Özellikleri, Biyografi türü, Biyografi nedir özellikleri, Biyografi örnekleri, Biyografi özellikleri, Biyografi Çeşitleri, Biyografi ne demek, Biyografi Nasıl Yazılır, Biyografi nedir örnekleri, Biyografiler, Özgeçmiş, Özgeçmiş Nedir, Özgeçmiş Hakkında Bilgi, Özgeçmiş türü, Özgeçmiş nedir özellikleri, Özgeçmiş örnekleri, En güzel Biyografi Nasıl Yazılır, Özgeçmiş özellikleri, En etkili Özgeçmiş Nasıl Yazılır, Özgeçmiş yazarken dikkat edilecek Hususlar, Özgeçmiş Çeşitleri, Özgeçmiş ne demek, Özgeçmiş Nasıl Yazılır, Biyografi yazarken dikkat edilmesi gerekenler, Özgeçmiş nedir örnekleri, Özgeçmişler hakkında bilgiler paylaşacağız.

 

BİYOGRAFİ
Kendi alanlarında söz sahibi olan bilim adamı, siyaset adamı, edebiyatçı, sporcu vb. kişilerin hayatlarını, ortaya koydukları eserleri, insanlık adına neler yaptıklarını, hayatlarının önemli başarılarını ve dönüm noktalarını bütünüyle anlatan yazı ve kitaplara biyografi (yaşam öyküsü) denir.

 

Biyografinin Özellikleri
Biyografi yazısında bulunması gereken bazı özellikler vardır. Biyografide, kişilerin yaşamı başkaları tarafından kaleme alınır. Kişilerin yaşamı tarafsız bir bakış açısıyla yazılmalıdır. Gerçekçi bir anlatım kullanılmalıdır. Bilgi ve belgelere, kanıt ve tanıklara başvurulmalıdır. Kronolojik (zaman dizinsel) sıra izlenebilir. Yaşam öyküsü yazılan kişinin doğumu, aile çevresi, eğitim süreci, kişiliği, arkadaşlık ve akrabalık ilişkileri, sosyal yaşamı, aşkları, evliliği ve çocukları, alanındaki başarısına ulaşma süreci, ulusal ve uluslararası başarıları konu edilmelidir.

Biyografide kişinin önemi, değeri, benzerlerinden farkı belirlenmeli, söylenti ve dedikodulara, asılsız bilgilere kesinlikle yer verilmemelidir. Nesnel bir tutum izlenmelidir Kişinin yaşamı aşırı derecede yüceltmeden ya da kıyasıya eleştirmeden sergilenmelidir. Yani bir kişini biyografisini yazarken önyargılardan kaçınmak gerekir.

Bir Kişinin hayatını ayrıntılı olarak dile getiren kişisel biyografi kitapları olduğu gibi, birden çok kişinin hayat hikâyesini bir araya getiren genel biyografi eserleri de vardır. Örneğin antolojilerde,
ansiklopedilerde, yıllıklarda birden çok kişinin biyografisi çok kısa olarak, ana hatlarıyla verilir. Bu eserlerde ya da yazarın kitabının arka kapağında veya iç sayfasında yer alan biyografiler genellikle kısadır. Bu tür eserlerde ayrıntıları atılmış, daha çok doğum- ölüm tarihleri, doğum yerleri, bitirdikleri okullar, çalıştıkları işler, yazdıkları eserler ve önemli başarıları anılmakla yetinilir.
Bir biyografi yazısında konunun anlatılışında tarafsızlık, ifadede açıklık ve sadelik esastır. Biyografisi hazırlanacak kişinin çevresini, yaşadığı devri hayatını ayrıntılarına kadar araştırarak incelemek gerekir.

 

Biyografi Türleri
Her döneme, her mesleğe ve her millete ait kişilerin biyografilerini veren eserlere evrensel biyografi,bir millete ait kişilerin biyografilerini verenlere ulusal biyografi, bir bölgeye mensup kişilerin
biyografilerinin toplandığı eserlere bölgesel biyografi, belli bir mesleğe mensup kişilerin yer aldığı eserlere mesleki biyografi, belli bir dönemde yaşayanların hayat hikâyelerinin verildiği eserlere de dönem biyografisi denir. Ünlü kişilerin hayatlarını konu alan, bunları roman tarzında işleyen edebi yazılara biyografik roman denir. Ayrıca kişilerin tasvirinin yapıldığı, niteliklerinin anlatıldığı
biyografilere “portre” adı verilir. Bilimsel bir konuyu veya bir kimsenin yaşamını, kişiliğini, eserlerini ayrıntılı olarak inceleyen eserlere monografi denir.

 

a.Bilimsel biyografi:
Biyografik bilgileri kronolojik bir sıra içerisinde, alt başlıklar halinde, onun dönemi içindeki konumunu, getirdiği yenilikleri, gösterdiği başarıları, eserlerini, eserlerinin değişik özelliklerini eleştirel bir tutumla, belgelere, araştırma ve incelemelere dayalı olarak veren çalışmalara bilimsel biyografi ya da biyografik monografi denir. Bu tür eserlerde kişinin doğumu, yetişmesi, öğrenimi, çalışma hayatı, türlerine göre eserleri, eserlerinin önemi, şekil ve muhteva özellikleri, başarıları, ödülleri ve başka özellikleri bölümler halinde verilir. Bilimsel biyografi türüne şu örnekler verilebilir:

 

3 BİYOGRAFİ
Mehmet Kaplan, Tevfik Fikret Devir-Şahsiyet-Eser (1971); İsmail Parlatır, Recaizade Mahmut Ekrem (1995); Ö.Faruk Huyugüzel, Hüseyin Cahit Yalçın’ın Hayatı ve Edebî Eserleri Üzerinde Bir Araştırma (1984).

 

b. Biyografik roman:
Roman, hikâye gibi tahkiye kurgusu içerisinde, olay anlatımı üslûbuyla kişiyi bir roman kahramanı gibi olayların içindeki konumlarıyla sunan eserlere de edebî biyografi ya da biyografik roman denir. Biyografik romanlarda kişinin ruhsal ve fiziksel özellikleri, davranışları, duyguları, düşünceleri, tepkileri, tavır alışları, giyinişi gibi pek çok değişik özellikleri ayrıntılı olarak verilip bir anlamda onun portresi çizilir. Hayatı içerisinde canlı, yaşayan bir kişilik olarak sergilenir. Buna örnek olarak M. Emin Erişirgil’in Mehmet Akif /İslâmcı Bir Şairin Romanı (1956); Tahir
Alangu’nun Ömer Seyfettin (1968) adlı eserleri verilebilir. Ayrıca Oğuz Atay’ın Bir Bilim Adamının Romanı (1975) adlı romanı da bu türün en iyi örneklerindendir. Yazar bu romanında hocası Mustafa İnan’ı merkez alarak bir dönemin idealist neslinin hayatını yansıtmıştır.

 

c. Nekroloji
Ölen ünlü bir kişinin hemen ölümünden sonraki günlerde genellikle gazete ve dergilerde yakın çevresinde yer alan kişiler tarafından onun üstün niteliklerinin, erdemlerinin, çalışmalarının ve diğer özelliklerinin anı üslûbuyla anlatıldığı yazılara denir. Bu yazılar bir anlamda öleni çok seven birinin ağıtları, duygusal, öznel açıklamalarıdır. Bu tür yazılara örnek olarak Yahya Kemal’in ölümü dolayısıyla kaleme alınmış şu yazıları verebiliriz: Vehbi Cem Aşkun, “İstanbul Aşığını Kaybetti” (Dünya, 5 Kasım 1958); Nimet Behsuz, “Büyük Şairin Arkasından” (Yeni Gün, 3 Kasım 1958); Cenap Gedikoğlu, “Bir Dev Şair Göçtü” (Yeni Gün, 5 Kasım 1958).

 

Biyografinin Tarihsel Gelişimi
Biyografi türünün ilk büyük yazan olarak eski Yunan edebiyatında Plutarkhos kabul edilir. İslam tarihinde İlk biyografiler Hz.Muhammed’in hayatını anlatan eserlerdir. Siyer adı verilen bu tür
eserin ilki Muhammed bin İshak (ölm. 768)’a aitti. İbn-i İshak’ın eseri zamanımıza ulaşmamıştır. Ondan naklen anlatan İbn-i Hişam (ölm. 828)’ın siyeri elimizdedir. İslam’ın yayılması ile birlikte biyografi edebiyatı da gelişmiştir. Hadis naklinde dayanılan kaynağın güvenilirliği açısından kişinin hayatına da yer verilmiştir. Hadis nakledenlerin hayatını anlatan eserler İlmü’l-rical diye bilinir. Sonradan her ilim dalı için ayrı biyografi edebiyatı meydana gelmiştir. Türk edebiyatında ilk biyografi edebiyatı tercüme yoluyla ortaya çıkmıştır. Malik Bahşi’nin Feridüddİn Attar’dan çevirdiği “Tezkiret’ül –Evliya” tercümesi ilk biyografilerden biri kabul edilir. Osmanlı sahasında biyografi asıl XVI-XVIII. yüzyıllarda yayılmıştır. Çok eski bir tarihe sahip olan biyografi, her devirde önemli bir tür olmuştur. Eski dönemlerde biyografilere “tercüme-i hâl” denmiştir. Ayrıca eski edebiyatta “tezkire”lerde biyografi türünden eserlerdir. Şairlerin biyografilerine, eserlerine yer veren, şiirleri hakkında değerlendirmelerin bulunduğu eserlere “tezkiretü’ş şuara (şairler tezkiresi)” adı verilir Edebiyatımızda Ali Şir Nevai’nin yazdığı” Mecalisü’n Nefais” adlı eser ilk biyografi örneği olarak kabul edilir. Eski edebiyatla daha çok mesleklerine göre düzenlenmiş ve birden fazla kişinin yaşamının yer aldığı tezkire, menakıbname,

 

4 BİYOGRAFİ
tuhte, hadıka, silsilename, şairname, gazavatname, sicil gibi adlar altında birçok eser kaleme alınmıştır. Menakıpname ya da velâyetname denilen eserlerde tarikat büyüklerinin, evliyaların, pir ve
şeyhlerin olağanüstü hâlleri, kerametleri ve diğer kişisel özellikleri anlatılır. Bu tür eserlerde biyografi özellikleri taşıyan eserlerden sayılır. Tarikat büyüklerinin hayatını konu edinen  enakıpnameler birer biyografi sayılabilirlerse de, ele aldıkları kişileri efsaneleştirdikleri için ilmi vesika olarak kullanılmaz, sadece delil gösterilebilirler. Tanzimat’tan sonra biyografya edebiyatı Batı’nın tesirinde gelişmiş, bunun yanında geleneğe bağlı hâl tercümeciliği de devam etmiştir. Cumhuriyet’te, daha çok edebi ve siyasi şahıslar hakkında monografik eserler yazılmış, hâl tercümeciliği geleneğinin çok az örnekleri verilmiştir. Şahıslar hakkında biyografik bilgiler veren ansiklopedi çalışmalarının büyük ağırlık kazandığı görülür.

Tanzimattan günümüze kadar yazılmış biyografilere şu örnekleri verebiliriz:
Recaizade Mahmut Ekrem, Kudemadan Birkaç Şair (1885); Muallim Naci, Osmanlı Şairleri (1890); Beşir Fuad, Viktor Hugo (1886); Süleyman Nazif, Mehmet Akif (1924); Kenan Akyüz, Tevfik Fikret (1947); Mehmet Kaplan, Namık Kemal Hayatı ve Eserleri (1948); Olcay Önertoy, Halit Ziya Uşaklıgil, Romancılığı ve Romanımızdaki Yeri (1965); Birol Emil, Mizancı Murad Bey, Hayatı ve Eserleri (1979); Nurullah Çetin, Behçet Necatigil, Hayatı, Sanatı ve Eserleri (1998). Bursalı Tahir Bey- Osmanlı Müellifleri Mithat Cemal Kuntay -Namık Kemal, İstiklâl Şairi Mehmet Âkif Ersoy
Abdülhak Şinasi Hisar -Yahya Kemal’e Veda, Ahmet Hâşim/Şiiri ve Hayatı Yakup Kadri Karaosmanoğlu -Ahmet Hâşim, Atatürk, Şevket Süreyya Aydemir- Tek Adam-İkinci Adam, Menderes’in Dramı İbrahim Alaattin Gövsa -Meşhur Adamlar Ansiklopedisi, Saadettin Nüshet Ergun –Karacaoğlan, Namık Kemal Samih Rıfat- Cenap Sahabettin, Âşık Ömer, Ahmet Hamdi Tanpınar -19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Behçet Necatigil- Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü,

 

5 OTOBİYOGRAFİ
Asım Bezirci -Nazım Hikmet Rıfat İlgaz- 1950 Sonrasında Hikayecilerimiz, Atilla Özkırımlı -Türk Edebiyatı Ansiklopedisi.

 

Biyografi Örneği
“Turgut Özal Malatya’da doğdu. 1950 yılında İstanbul Teknik Üniversitesinden Elektrik Mühendisiolarak mezun oldu. 1952 yılında ABD’ye giderek ekonomi tahsili gördü. Türkiye’ye döndükten sonra Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdür Yardımcısı oldu. Devlet Planlama Teşkilatının kurulmasına katkıda bulundu. Bu sırada Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde ders de verdi. 1967-71 yılları arasında da Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini yürüttü. 1971-1973 tarihleri arasında Dünya Bankası’nda danışman olarak çalıştı. Türkiye’ye döndükten sonra çeşitli sanayi kuruluşlarında çalıştı ve 1979 yılı sonlarına doğru Başbakanlık Müsteşarı olarak atandı. 12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra kurulan hükümete ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atandı. 1982’de bu görevinden istifa etti. 1983’de parti kurdu ve aynı yıl yapılan genel seçimlerde partisinin başarılı olması üzerine hükümeti kurmakla görevlendirildi ve böylece
Türkiye’nin 19. Başbakanı oldu 1987 yılında yapılan seçimler sonrasında tekrar hükümet kurdu ve başbakan olarak görev yaptı. 31 Ekim 1989’da TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin 8.
Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve 9 Kasım 1989 tarihinde bu görevine başladı 17 Nisan 1993 tarihinde geçirdiği bir rahatsızlık sebebiyle görevi sırasında yaşamını yitirdi.” Bu metinde Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı olan Turgut Özal’ın yaşamı anlatılmaktadır. Görüldüğü gibi anlatımda kronolojik sıraya uyulmuştur. Nesnel bir anlatım kullanılmıştır. Ayrıca öğreticilik esas alındığı için dil, göndergesel işlevde kullanılmıştır.

 

Biyografi Örneği 2
“Cahit Sıtkı Tarancı, 4 Ekim 1910’da Diyarbakır’da doğdu. Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu. Mülkiye Mektebi’ne devam etti, bir süre de Ankara Yüksek Ticaret Okulu’nda öğrenim gördü. Sümerbank’ta memur olarak çalıştı. 1939’da Paris’e gitti. Paris Radyosu’nda Türkçe yayınlar spikerliği yaptı. 2 Dünya Savaşı’nın başlamasıyla yurda döndü. Askerliğini yaptı, bir süre İstanbul’da babasına ait işyerinde çalıştı. Ankara’da Anadolu Ajansı’nda çevirmenlik yaptı Toprak Mahsulleri Ofisi ve Çalışma Bakanlığı’nda da bir süre görev yaptı. Geçirdiği kısmi felç sonucu konuşma yeteneğini yitirdi. Tedavi için götürüldüğü Viyana’da 12 Ekim 1956’da 46 yaşındayken yaşamını yitirdi.” Bu metin edebiyatımızın ünlü şairlerinden olan Cahil Sıtkı’nın yaşamını anlatan bir biyografidir. Bu metinde kronolojik sıra izlenmiştir. Verilen bilgiler ve tarihler belgelere dayanmaktadır Şairin yaşamı yansız bir bakış açısıyla verilmiştir. Öznel ifadelere yer verilmemiştir. Biyografilerde bilgi vermek amaçlanır. Burada da bilgi vermek amaçlandığından dil göndergesel işlevde kullanılmıştır. Ayrıca metinde açıklayıcı anlatım türü kullanılmıştır.

OTOBİYOGRAFİ

Bir sanatçının, devlet adamının vb. kendi yaşam öyküsünü kendisinin anlattığı yazılardır. Buna öz yaşam öyküsü de denir. Kaynak olarak kişi kendi bildiklerini ve aile büyüklerinden kendisiyle ilgili aldığı bilgileri kullanır. Otobiyografi yazmak çok güçtür, çünkü insanın kendinden söz ederken objektif olması zordur. Otobiyografiler sayesinde o kişinin eserleri, düşünceleri, yaptığı ister hakkında bilgileniriz. Kişi, yaşam öyküsünü kaleme alırken döneminde yaşanmış olayları, çeşitli durumlarla ilgili bilgileri de aktarabilir. Dolayısıyla otobiyografiler aynı zamanda kişinin dönemi hakkında da İpuçları verir. Bu alanda çalışacaklara ve yazarın yaşadığı dönemin özelliklerine kaynaklık eder. Otobiyografileri okumak, kendi deneyimlerimize bir yaşam deneyimini, yaşayanın ağzından katmak demektir. Otobiyografide yaşayan ve yazan aynı kişi olduğu için öznellik ağır basar. Yazar olayları ve durumları kendi bakış açısıyla yansıtır.

 

Otobiyografi yazarının anlattığı her şeyi belgelere dayandırma gibi zorunluluğu yoktur. Otobiyografik yazılarda, olaylar birinci kişinin ağzından aktarılır. Yani otobiyografide “ben anlatıcı” hâkimdir. “Tiyatrocu bir babanın kızı olarak İstanbul’da 1975’te doğdum. Beyoğlu’nda büyüdüm. Benden büyük iki erkek kardeşim vardı. Onlar babamın da etkisiyle tercihlerini oyunculuktan yana kullandı. Ben de ilk başlarda babamla birlikte çeşitli oyunlarda oynadım. Ancak bir süre sonra tiyatronun bana göre olmadığına karar verdim. Okuldaki müzik öğretmenimin de etkisiyle müziğe yöneldim. Konservatuvara kaydımı yaptırıp müzik eğitimi aldım. Konservatuvarı bitirdikten sonra solo albüm yaptım. Albümüm çok büyük bir rağbet gördü. İnsanlar söylediğim şarkıları mırıldanır oldu. Bu, benim müziğe olan tutkumu daha da artırdı. O gün bugündür müziğin içindeyim.” Bu metin, bir otobiyografiden alınmıştır. Metin, bir müzisyene aittir. Müzisyen kendi yaşamını, kendisi anlatmıştır. Bunu, “doğdum, oynadım yöneldim” fiillerinden rahatlıkla anlıyoruz. Çünkü bu fiiller l. tekil şahsa göre çekimlenmiştir. İşte bu fiillerden de anlaşılacağı üzere metinde “ben anlatıcı” hâkimdir. Metnin odağında müzisyen vardır. Müzisyen, yaşamını dile getirirken öznel ifadelere (tiyatronun bana göre olmadığına karar  verdim, çok büyük bir rağbet gördü vb.) yer vermiştir. Daha önce belirttiğimiz gibi, otobiyografi yazan bir kişinin objektif olması zordur. Bunun yanında yazar, yaşamını anlatırken çevresinden, ailesinden de söz etmiştir.

 

Biyografi – Otobiyografi Arasındaki Farklar
Biyografi ve otobiyografi, kişilerin yaşamı üzerine kurulu yazı türleridir. Ancak biyografi, bir kişinin yaşamının başkası tarafından kaleme alınmasıyla oluşur. Otobiyografide ise yazar kendi yaşamını kendisi anlatır. Biyografide nesnel bir anlatım benimsenir. Otobiyografide yazar kendi yaşamını kendisi anlatığından bazı olayları kendi bakış açısıyla verebilir. Bu yönüyle otobiyografide öznel bir anlatım vardır. Her iki yazı türünde de genellikle açıklayıcı, öğretici anlatım türleri kullanılır. “Hindistan’ın milli ve dini lideri olan Mahatma Gandhi, 1869’da Porbandar’da doğdu. Kültürlü ve varlıklı bir ailedendi. Londra’da hukuk öğrenimi gördü. Bombay’da bir süre avukatlık yaptıktan sonra, 1893’de gittiği Güney Afrika’da 21 yıl yaşadı. Hint Bağımsızlık Yasası’nı burada hazırladı. 1914’de yurduna dönen Gandhi, I. Dünya Savaşı sırasında İngilizlere dostça davrandı. Ancak 1919’da Amritsar’da geçen kanlı olaylardan sonra onlara cephe aldı. Uygulamaya başladığı etkin ve önemli taktikler çerçevesinde bütün Hindistan halkını pasif direnişe ve İngilizlerle işbirliği yapmamaya çağırdı. 1922 Delhi Kongresi’nden sonra İngilizlerce mahkûm edildi. Gandhi, bundan sonraki yıllarda birçok kez tutuklanıp serbest bırakıldı, ünlü açlık grevlerini yaptı ve neredeyse hemen her eylemini bir siyasi zaferle noktaladı. Nihayet 15 Ağustos 1974’de Hindistan bağımsızlığına kavuştu.” Bu parçada “Gandhi”nin yaşamı anlatılmaktadır. Anlatıcı kişi, Gandhi’nin kendisi değildir. Onun yaşamını başka bir yazar aktarmıştır. O hâlde bu, biyografik bir metindir. Metinde kronolojik sıra izlenmiş, nesnel bir anlatım kullanılmıştır. Anlatılanlar üçüncü kişinin ağzından verilmiştir. Parçanın sonlarında yer alan “neredeyse hemen her eylemini bir siyasi zaferle noktaladı” ifadesinde anlatım bozukluğu vardır “neredeyse” ve “hemen” sözcüklerinin ikisi de tahmin bildirir. Dolayısıyla bu sözcüklerden biri gereksizdir “1967’de Antakya’da doğdum. Biri kız, beşi erkek altı kardeşin en küçüğüyüm. Babam emekli memur, annem ise ev hanımı. İlk, orta, lise eğitimimi Antakya’da tamamladım. Antakya’nın binlerce yıllık bir kültür mirası vardır. Babam da oranın çok renkli simalarından birisi. Olayları, hayatları, başından geçen ilginç hatıraları hep canlandırarak, kişileştirerek anlatırdı. Onun hareketleri çocukluğumdan beri içimde birtakım şeyleri uyandırdı, onların ortaya çıkmasını sağladı. İlkokul sıralarında dönemin siyasi liderlerinin taklitlerini yapardım hep, çağırırlardı “Hamdı gel şöyle yap, böyle yap!” diye. Ortaokul ve lisede bütün okul müsamerelerine katılırdım. Küçük oyunlarda, skeçlerde roller alırdım. Tiyatro duygum böyle gelişti.” Bu metin ise otobiyografik özellikler göstermektedir. Burada anlatıcı değişmiş, olaylar birinci kişinin ağzından (küçüğüyüm, tamamladım, yapardım…) verilmiştir. Ayrıca yazar yer yer öznel ifadelere yer vermiş ve kendi ailesinden söz etmiştir.

Anı – Biyografi Arasındaki Farklar
Her iki yazı türünün de kaynağı kişilerin yaşamı, başından geçenlerdir. Ancak anı, söz konusu kişinin hayatının belli bir kısmını, biyografi ise kişinin hayatının tamamını konu alır. Anıda anlatıcı, “ben”dir, yani olaylar birinci kişinin ağzından aktarılır. Biyografide anlatıcı, “o”dur yani olaylar üçüncü kişinin ağzından verilir. Anıda anlatan ve yaşayan aynı kişi olduğundan samimi bir üslup vardır. Dolayısıyla anıda öznellik hâkimdir. Biyografide yaşayan ve yazan farklı kişilerdir, bu yüzden nesnel ve resmi bir üslup kullanılır. “Yıllar Önce bir gazetede çalışıyordum. Ancak maaşım oldukça düşüktü. İhtiyaçlarıma yetmiyordu aldığım para. Sonunda müdür beyin odasına çıkmaya karar verdim. Müdür beye: “Komik yazılar yazdığım için mi bana komik bir maaş veriyorsunuz?” dedim. Müdür bey gülerek: “Gereğini düşünürüz” dedi. “Maaşımda yükselme olacak mı?” dedim. “Olacak, olacak., “dedi. Bir hafta sonra odamı değiştirdiler. Üst kattaki bir odaya yerleştim. O şekilde bir yükselme gerçekleşti hayatımda’ Hatta müdür bey bana: “Sen beni güldürdün Allah da seni güldürsün'” dedi. Yani işi Allah’a havale etmiş.” Bu metin, anı türünün özelliklerini  taşımaktadır. Metinde olaylar birinci ağızdan verilmiştir. Yani metne “ben anlatıcı” hâkimdir. Metnin samimi ve öznel bir anlatımı var. Ayrıca metin, yazarın hayatının bir kesitini aktarmıştır. Bu kesitin mizahi yönleri de vardır. “Bir gezisinde, kolordu binasının kapısından aslan yapılı bir Mehmetçik gördü. Çağırdı ve güle yüzle sordu:- Sen güreş bilir misin?
Yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirdi. Genç asker her zaman üstün geliyordu. Çok neşelendi, ayağa fırladı. Ceketini çıkarıp Mehmet’e ense tuttu:

8 ÖZET
– Haydi, bir de benimle güreş! Katıksız ve temiz Anadolu çocuğu Ata’sının yüzüne hayranlıkla baktı:- Atam, dedi. Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Bir Mehmet mi bu işi başarır? Gözleri doldu.”Bu metin de anının değil, biyografinin özelliklerini taşımaktadır. Bu metinde Atatürk’ün yaşamından bir kesit III. kişinin ağzından aktarılmıştır.

ÖZET
Çeşitli bilim dallan ile güzel sanatlar ve spor alanlarında ün yapmış bir kişinin hayatının derlenip toparlanması ve sonunda yazıya geçirilmesidir. Biyografilerin yazılmasındaki amaç; tanınmış,  kararlı olmuş kişilerin çektikleri sıkıntıları, karşılaştıkları güçlükleri nasıl yendikleri, başarıya nasıl ulaştıklarını anlatmaktır. Bu şekilde, okuyucuların “kıssadan hisse çıkarmaları” sağlanır; sabırlı, düzenli ve planlı çalışmanın başarıya olan katkısı verilmek istenir. Biyografiler; sanata, edebiyata, tarihe ışık tutarlar. Anma ve kutlama günlerinde, sanat gecelerinde bu tür yazılardan yararlanılır.
Ayrıca, biyografiler; belli bir dönemin olaylarını, toplumun yapısını ve sanatını da belgeler niteliktedir. Biyografiye, eski edebiyatımızda ‘Tercüme-i Hal”(Hâl Tercümesi) denirdi. Divan edebiyatındaki “Şuara Tezkireleri”, sadece şairlerin özelliklerini veren biyografi niteliğindeki eserlerdir.Biyografiler açık, sade bir dille, tarafsız bir görüşle yazılmalıdır.

Otobiyografi: Yazarın kendisi tarafından yazılmış biyografiye denir. Kendi hayatını yazan kişi, doğumundan otobiyografisini yazdığı döneme kadar geçirdiği safhaları anlatır. Otobiyografik roman: Kişinin kendi hayatını roman şeklinde yazmasıdır.

Biyografik roman: Ünlü kişilerin hayatlarını konu edinen romandır. Mehmet Süreyya’nın “Sicil-i Osmânî”si, Çeşitli kişiler tarafından kaleme alınmış “Şuarâ tezkireleri”. Şevket Süreyya AYDEMÎR’in “Tek Adam” ve “İkinci Adam” adlı eserleri biyografik eserlere örnektir.

NOT: Biyografi türüyle benzerlik gösteren eserlere Divan edebiyatında “tezkire” denir. Türk edebiyatında ilk biyografi örneğini (tezkire) Ali Şir Nevai 16. Yüzyılda “Mecalisü’n- Nefais” adlı
eseriyle vermiştir.

İlginizi Çekebilecek Diğer Kişiler

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz