Biyografi ve Ansiklopedi Sitesine Hoş geldiniz, 24 Eylül 2020
Beğen 0

Tarikat

Tarikat

Tarikat, Tarikat Nedir?, Dinde Tarikat ne demek, Tarikat nedir Diyanet, Tarikat ne demek kısaca, Dünyadaki İslami tarikatlar, 12 ana tarikat, Nakşibendi tarikat, Tarikat ne demek Tarih, Hak tarikatlar hangileridir, Tarikat kelimesinin anlamı nedir?, Tarikat kuranda geçiyor mu?, Tarikat ve cemaat ne demek?, Tarikat dönemi nedir?, Silsileleri Ali bin Ebâ Tâlib’e bağlananlar, Silsileleri Ebu Bekir es-Sıddîk’a bağlananlar, Tarikat nedir ne demek?, Tarikat ve cemaat ne demek?, Mezhep ve tarikat nedir?, Tarikat kelimesinin anlamı nedir?, Türkiyede kaç tarikat ve cemaat var?, Mezhep ve tarikat arasındaki fark, Mezhep tarikat ve cemaat kavramlarını açıklayınız, Cemaat nedir, Cemaatler, Türkiye’deki tarikatlar, Dini cemaat Nedir, Tarikat nedir tarih kısaca?, Tarikat ve cemaat ne demek?, Tarikat mensubu ne demek?, Tasavvuf ve Tarikat Nedir?, Tarikatlar “Tarikat” hakkında merak edilenler sayfamızda…

 

 

Tarikat (Arapça: طريقة), veya tarik kelimesi “yol” tarikat “yollar” anlamına gelir, “Allah’a ulaştıran yol” mânâsında kullanılmaktadır. Tarikatlar Selçuklu ve Osmanlı’ya özgün düşünce ve inanç hareketleri olarak değerlendirilmektedir. Birçok tarikatın menşei Hicri 5. / Miladi 11. asırda Abdülkâdir Geylânî’nin yolundan gidenler tarafından oluşturulan Kadiri Tarikatıdır. Ebû Sâlih Muhyiddîn Abdülkâdir Geylânî, neseben hem Hasanî ve hem de Hüseynîdir. Abdulkadir Geylânî’nin soyundan gelen evlat ve torunları da yaşadıkları muhitlerde “şerîf”, “şurefâ”, “seyyid” olarak anılmışlardır.

 

Tarikat, Allah’a ulaşma ve onu tanıma yollarından her biridir. İslamiyet’te, İslamiyet’in kalbi boyutu üzerinde duran ve “kalbin fıkhı” diye nitelenen tasavvuf öğretisinin ( terbiyesinin) uygulandığı düzenli kurumsal yapılar olarak tarif edilir.

Tarîk Arapçada “yol” demektir. Tarîkat ise bu kelimenin çoğuludur ve “yollar” manasına gelir. Mezhep kelimesi “Arapça: ذَهَبَ” (gitmek) fiilinden türemiş olup anlam olarak benzemektedir. Tarikat tasavvuf için yol, mezhep ise şeriat için yol demektir. Tarikat keşfe, ilhama ve şeriate dayanırken mezhepler “nakle” (Kutsal kitaplara ve peygamberlere) dayanır.

 

Tarikler (Tarikat) de “mürşit” denilen mânevî önderler eşliğinde tasavvuf öğretisini uygulamaya istek duyan kişilere (tâlip) yolun esasları hakkındaki terbiye sistemine dahil eder. Bunu da “emr-i mânevî” denilen Allah’tan bir işaret olmadan genellikle başlanmaz.

 

Yola giren kimseler (mürid) ve yolda ilerleyenler (sâlik) tasavvuf öğretisinin esaslarını yaptıkları pratiklerle (zikir, tefekkür, rabıta, murakabe, nafile ibadetler v.s.) kendi derûnlarında keşfederler.

 

Türkiye’de tarikatlar

Türkiye’de çeşitli halk sınıfları ve tipleri arasında farklı sûfî tarikatları gelişmiştir. 

 

Dört ruhî durakta “Tarikat“

 

Dört durakta tasavvuf. Birinci Durak: Şeriat; İkinci Durak: Tarikat Kapısı’ndan geçilerek içine girilen “Tarikat”; Üçüncü Durak: Hakikat Kapısı’ndan geçilerek varılan “Hakikat”; Dördüncü durak görünemeyen, ama sadece tasavvur edilmesi mümkün olan gnostisizm ise ancak Mârifet Kapısı’ndan geçilerek erişilebilir ve Hakikat’in tam merkezinde yer alır. Tasavvufta Dört Durağında da Öz/Cevheri’ni teşkil eden bu nokta Mârifetullâh (İrfân/Gnosis) olarak adlandırılmaktadır.

Tarikat silsileleri

Silsileleri Ali bin Ebâ Tâlib’e bağlananlar

Ali bin Ebâ Tâlib ve Ehl-i Beyt’e karşı olan muhâbbet duyguları sebebiyle Mevlevîlik ile Kadirîlik gibi aslen Sünnî kimlik gösteren Bâtınî-Tarîkat, silsilelerini Cüneyd-i Bağdâdî, Serî-i Sekatî, Ma’ruf-u Kerhî’den sonra sırasıyla ya “Davud-u Taî”, “Habib-i Acemî”, “Hasan-ı Basrî” veyahut ta Câferiyye Şiîliği’nin resmen İmâm olarak kabul ettiği ve On İki İmâmlar’ın ilk sekizi olarak da bilinen “İmâm Ali er-Rıza”, “İmâm Mûsâ el-Kâzım”, “İmâm Câʿfer-i Sadık”, “İmâm Muhammed el-Bakır”, “İmâm Ali bin Hüseyin Zeyn el-Âb’ı-Dîn”, “Hüseyin Seyyîd’ûs-Şuhedâ”, ve “Hasan el-Mûctebâ” aracılığıyla Ali bin Ebâ Tâlib Merkedî ile Muhammed Mustafa’ya bağlamaktadırlar.

 

Ayrıca, yine Sünnî-Bâtınî Tarikâtı olarak bilinen Halvetilik ile Bayramilik de kendi silsilelerini “Cüneyd-i Bağdâdî”, “Serî-i Sekatî”, “Ma’ruf-u Kerhî”, “Davud-u Taî”, “Habib-i Acemî”, “Hasan-ı Basrî” aracılığıyla; Rufâîlik ise “İmâm Mûsâ el-Kâzım”, “İmâm Câʿfer-i Sâdık”, “İmâm Muhammed Bakır”, “Ali Zeyn el-Âb’ı-Dîn”, “Hüseyin Seyyîd’ûs-Şuhedâ” aracılığıyla Ali ile Muhammed’e bağlanmaktaydılar. Bunlardan başka Sühreverdilik ile Üveys’îyye silsileleriyse Ali el-Mûrtezâ ve Ömer ibn Hattab aracılığıyla Muhammed Mustafa’ya bağlanmaktaydılar.

Silsileleri Ebu Bekir es-Sıddîk’a bağlananlar

Diğer taraftan da Nakşibendilik ile onun kolları olan Hakkân’îyye ile Hâlid’îyye gibi yine Sünnî kimlik gösteren Bâtınî-Tarîkat, silsilelerini Ebû’l Hasan Kharakânî, Ebâ Yezîd-i Bistâmî, İmâm Câʿfer es-Sâdık, Kâsım bin Muhammed, Salmân-ı Fârisî aracılığıyla Ebu Bekri’s-Sıddiyk ile Muhammed Mustafa’ya bağlarlar.

 

İslâm dünyasının en yaygın tarikatlarından olan Kādiriyye, zamanla meydana gelen elliye yakın koluyla birlikte başta Irak olmak üzere Ortadoğu, Afrika, Endülüs, Afganistan, Hindistan, Pakistan, Çin, Endonezya, Hicaz, Anadolu, Balkanlar, Kuzey Kafkasya, Orta Asya, Doğu Türkistan gibi bölgelerde yayılmıştır. Doğu Afrika’ya giren en eski tarikatın Kādirîlik olduğu belirtilmektedir. Kādiriyye’nin ulaştığı bölgelerde birçok ihtidâ hadisesi görülmektedir. Abdülkādir-i Geylânî’nin torunlarından Seyyid Seyfeddin’in 824’te (1421) gittiği Hindistan’ın Sind şehrinde 700’den fazla ailenin ihtida ettiği, Geylânî’ye nisbetle Abdülkādir-i Sânî diye anılan Kādirî şeyhinin çabalarıyla XVI. yüzyılda birçok Hintli’nin müslüman olduğu kaydedilmektedir.

 

Tarikat ve cemaatların dinde ve Kur’an-ı Kerim’de yeri olup olmadığına yönelik tartışmaları da değerlendiren Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, tarikatların İslam medeniyeti ve Türkiye’nin kültür mirasında bulunduğunu, İslam’ın çeşitli ülkelere, özellikle Anadolu’ya yayılmasında etkili olduğunu anımsattı.

 

Başkan Erbaş, bu yapıların zaman zaman çeşitli açılardan değişim ve dönüşümler yaşadığını dile getirerek, “Bir Müslümanın dini görevlerini yerine getirmesi için herhangi bir tarikata, cemaate girmesi veya bir şahsa bağlanması şeklinde bir zorunluluk yoktur. Her Müslümanın Allah’ın kitabına, Hazreti Peygamber’in sünnetine ve İslam ilim geleneğinin içerisinde muteber kabul edilen alimlere müracaat etmesi yeterlidir. Yani hakikat noktasında ölçü ilim, hikmet, irfan, marifet ve şeriattır. Aslında Yunus Emre bunu ‘Şeriat tarikat yoldur varana. Hakikat marifet andan içeru’ dizeleriyle veciz şekilde ifade etmiştir.” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar:

https://diyanet.gov.tr/tr-TR/Content/PrintDetail/11846

https://islamansiklopedisi.org.tr/tarikat

Etiketler

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz